ayma anlarından birini yaşadım demin. dank etme, jetonun düşmesi, almanca’da a-ha Erlebnis diye felsefe tarihine giren, Joyce’un ‘epiphany’ dediğine yakın, teolojide vahiyle açıklanan et cetera, et cetera. neymiş: ben internet olduğu için hala burdayım. internetten önceki çağda buraya gelseydim, bu koşullarda iki sene önce burdan gitmiştim, ya da dönmüştüm.
internettin sağladığı sanal yakınlık, sanal sosyallik hali dank etti kafama; facebook, gmail, gtalk, sykpe, bloglar. ondan sonra bir de dünyaya yakın olma, olan bitenleri takip edebilme hali var; gazete, radyo, televizyonlar, filmler, müzikler, dergiler. internet olmasaydı mesela bırakın türkçe gazeteleri, yerel gazeteleri bulmak bile bir mesele olacaktı; bakkalda sadece biri satılır, moda ve spor dergileri dışındaki dergileri satan yer zaten yok, bir sürü para dökerek sırf abone olunmaya kalkılır eve gelsin diye. bunlarsız yaşayabilir mi insan? belki yaşar, herhalde yaşıyordur da, ben de yaşarım yaşamasına, yaşanır, olası. dahası, yaşıyorum zaten. ama internet sayesinde öyle yaşadığımı gözümden kaçırtabiliyormuşum.
her gün niye diye sorarak, her gün yeni bir şekilde niye diye sorarak.
arkadaşım ‘nerde veya nasıl kendinizi yabancı hissedersiniz?’ diye bir soru sormuştu, küçük yerel anket yapmıştı blogunda. o sorunun akabinde ‘nerde evinizde hissedersiniz?’ sorusu geliyor akla. velhasıl sanırım yanıtımı buldum: o sorunun aklıma gelmediği yerde.